9 dk okuma

Dezenformasyon: Siyasi Kampanyalarda Göz Ardı Edilen Stratejik Risk

Bilginin asıl yayılma kanalının kitle iletişim araçları olduğu zamanlarda da dezenformasyon vardı. Ancak faili açığa çıkmadan geniş kitlelere ulaşan bir dezenformasyon operasyonu yürütmek pahalı, yavaş ve ölçeklenmesi zor bir işti. Bugün siyasi partiler, kimin tarafından yönetildiği belli olmayan yüksek erişimli ve etkileşimli haber hesaplarının güvenilir kaynak olarak kabul edildiği bir ortamda iletişim faaliyeti yürütmeye çalışıyor. Bu ortam, dezenformasyon için oldukça verimli bir toprak.

1993 yılında The New Yorker’da yayımlanan, Peter Steiner imzalı “İnternette senin köpek olduğunu kimse bilmez.” karikatürü dünyanın en bilinen karikatürlerinden biridir. Steiner bugün bağlamımıza uygun olarak karikatürü güncellemek istese, altyazıya herhalde şunu yazardı: “İnternette kimse senin dezenformasyon operasyonu yürüttüğünü bilmez.” Zira hükümetlerin ve diğer siyasi aktörlerin sahte taban hareketi (astroturfing) faaliyetleri, yerleştirilmiş çığırtkanlar (shill), kukla hesaplar, troll ağları ve sosyal botnetler ile yaygınlaştırılan dezenformasyonlar yeni bir “gerçek” inşa ediyor.

Sosyal platformlar, olgusal gerçekliğe dayanan bilgileri değil, hızı, duygu uyandırmayı ve etkileşimi ödüllendiriyor. Doğru bilgi ise en iyi ihtimalle saatler sonra X’teki topluluk notlarına ya da Teyit, Doğruluk Payı gibi doğrulama platformlarının analizlerine yansıyor. Bir karşı iletişim çalışması yürütülse bile kamuoyu çoktan kalıcı olarak şekillenmiş olabiliyor. Bu durumun kötülüğünü katmerlendiren ise eskinin eşik bekçileri oluyor: Haber kaçırmamak hevesiyle, art niyetle güdülenmiş hesapların yaydığı dezenformasyonu irdelemeden yaygınlaştıran gazeteciler, bilgiyi aklayarak dezenformasyonu güvenilir hale getiriyor.

Türkiye’de dezenformasyondan fayda sağlayacağını düşünen siyasi aktörler gölü bulandırmaya yatırım yaparken, bundan zarar gören aktörler hazırlıksız yakalanıyor.

Türkiye’de dezenformasyondan fayda sağlayacağını düşünen siyasi aktörler gölü bulandırmaya yatırım yaparken, bundan zarar gören aktörler hazırlıksız yakalanıyor. Üstelik Türkiye’de dezenformasyon kavramı, TCK’nın 217/A maddesi ve İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezi aracılığıyla bizzat iktidar tarafından siyasi mücadelenin bir aracı haline getirilmiş durumda. Bu da muhalefetin dezenformasyonla mücadelesini, kavramın kendisinin siyasi bir araca dönüştürüldüğü bir zeminde yürütmesini gerektiriyor.

Siyasi İletişimin Konusu Olarak Dezenformasyon

Siyasi iletişimde defansif stratejiler, adları olan belirli rakiplerin ve muarızların sınırlı sayıdaki mecra üzerinden yürüttüğü polemikleri kapsamakla yetinemez. Sadece birkaç takipçili anonim bir sosyal medya hesabının paylaştığı dezenformasyonun, organize ağlar ve otomatize edilmiş amplifikasyon sistemleri ile yaratacağı “gerçek” ile de mücadele etmek zorundadır. Özellikle dezenformasyonu bir taktik olarak kullanmakta sakınca görmeyen iktidarlara karşı muhalefet partileri ciddi hazırlıklar yapmalıdır. Zira algoritmaların öneri sistemlerine yakalanmak için gereken özellikleri taşıyan bir dezenformasyon, durdurulması çok zor bir ivme kazanarak kamusal söylemi güçlü bir şekilde etkileyebiliyor.

Manipüle edilmiş bir video, ilgili siyasi partinin iletişim ekibi fark etmeden sosyal medyada yaygınlaşıp mesajlaşma gruplarına dağılabiliyor. Koordine edilmiş bir çevrimiçi kampanya, küçük bir grup tarafından başlatılsa bile yaygın bir infial izlenimi yaratabiliyor. Özellikle siyasal dikkatin yükseldiği ve kitlelerin duygusal mesajlara daha açık olduğu seçim dönemlerinde dezenformasyonun işlevselliği artıyor. Böyle siyasi iklimlerde mevcut kutuplaşma, kimlik temelli anlatılar ile birleştiğinde dezenformasyon kaçınılmaz görünen sonuçlar doğurabilir. Bu durumlarda bir iddianın doğru olup olmamasından çok, yayılma hızı ve ölçeği belirleyici olur. Bu anlatıların olgusal gerçeklerden daha hızlı yayılmasının nedeni de içeriklerinin doğruluğa göre değil, korku, öfke veya ahlaki infial gibi güçlü duyguları kışkırtacak şekilde tasarlanmasıdır.

Siyasi iletişim aracı olarak kullanılan dezenformasyon nadiren tek bir büyük yalana dayanır. Dezenformasyonu düzenli olarak kullanan aktörler, tek bir iddiayı kabul ettirmekten çok demokratik süreçleri zedelemeyi hedefledikleri için çok sayıda yalanı aynı anda ve aralıksız dolaşıma sokmayı tercih eder. Bu nedenle yalan sağanağı (firehose of falsehood), otoriter rejimlerin ve liberal demokrasi karşıtı siyasi aktörlerin sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Bu uygulamalar dinleyicide şüphe istifler. Çelişkili anlatılar aynı anda dolaşıma girdikçe ortak gerçeklik fikri zayıflar. Ortak gerçekle ilişkinin koparılması, bilgilendirilmiş kanaat oluşturan yurttaşlar yerine, zırvalıklara boğulmuş şekilde karar vermek durumunda olan bir güruh yaratır.

Dezenformasyon ile rakibe oy verecek seçmeni caydırmak, yeni seçmen kazanmaktan veya seçmeni ikna etmekten daha kolaydır. İkna, seçmenin yerleşik tercihlerini değiştirmeyi gerektirir. Caydırma ise var olan güvensizliği büyütmekle yetinir. Caydırmanın en etkili yolu ise seçmenin, oyunun bir şeyi değiştireceğine dair inancını aşındırmaktır. Bu nedenle dezenformasyon, demokratik süreçlere güveni zedelemek için sıklıkla kullanılır.

Örneğin, seçimlerin adil koşullarda yapılmadığı tespiti belgelenebilir bir gerçekliğe dayanır. 2017 referandumunda mühürsüz oyların geçerli sayılması, 2019 İstanbul seçiminin iptali ve uluslararası gözlem heyetlerinin eşit olmayan rekabet koşullarına dair raporları bunun örnekleridir. Ancak “iktidar asla koltuğu bırakmayacak” anlatısı bu tespitten bir adım öteye geçerek oy vermenin anlamsız olduğu sinyalini verir. Muhalif söylemin parçası gibi görünen bu anlatı, muhalif seçmende hiçbir şeyin değişmeyeceği inancını yerleştirerek sandığa gitmesini engelleme işlevi görür ve koordineli hesaplarca da büyütülmektedir. Bu anlatıları tekrarlayan muhalifler ise iyi niyetli bilgi aklayıcılardır.

Diğer bir saldırı ise “hiçbirinin birbirinden farkı yok” ve “bunlar da aynı” anlatılarını besleyecek kampanyalardır. Üçüncü bir örnek ise rakibin gereken özelliği “yeterince” taşımadığı imajını yaratacak dezenformasyon kampanyalarıdır. Rakibin destekçileri dezenformasyon kampanyaları ile rakibin yeterince milliyetçi/sosyalist/demokrat/muhafazakâr/Atatürkçü olmadığına inandırılır ve marjinal partilere yönlendirilir.

Kısacası bu kampanyalar genellikle kararsız seçmenleri ikna etmek yerine, demokratik süreçlerin bütünlüğü hakkında kafa karışıklığı yaratmayı, bölünmeleri derinleştirmeyi, kızgınlığı harekete geçirmeyi veya katılımı bastırmayı amaçlar.

Dezenformasyon kampanyalarını yürütenler, önlerindeki engelleri kaldırmak için de sıklıkla saha temizliği yaparlar. Tek güvenilir kaynak konumunu elde etmek için medya ve yerleşik kurumların güvenilirliği tekrarlanan anlatılarla sorgulatılır ve var olan siyasi gerilimlerin güçlendirilmesi yoluyla güven yavaş yavaş zedelenir. Artık “güvenilir gazeteci” diye bir şey yoktur, olayların aslını bize gösteren siyasi liderler ve eli çubuklu “dava adamı” yorumcular vardır.

Mesela Türkiye’de önce, medyanın siyaset üzerinde haksız bir güce sahip olduğu ve hükümet kurup hükümet devirdiği yönündeki büyük ölçüde abartılı iddia, eski medya sahiplerinin tasfiyesini meşrulaştırmak için gerekçe olarak kullanıldı. Ardından ortaya çıkan alternatif medya mecraları ise foncu, dış mihrak veya terör destekçisi gibi etiketlerle itibarsızlaştırılmaya çalışıldı ve hâlâ çalışılıyor. Aynı amaca başka bir yönden hizmet eden bir diğer örüntü ise muhalif kitlelerce güvenilir bulunan gazeteci, kanaat önderi ve siyasetçilerin, baskın muhalif söyleme uygun kalıplaşmış ifadelerin dışına çıktıklarında hükümete çalışmakla suçlanmasıdır. Bu çarpıtmalar genellikle arkasında kim olduğu bilinmeyen sosyal medya haber hesaplarınca paylaşılan kesitler ile gerçekleştiriliyor ve dezenformasyon için alan genişletmeye çalışan koordineli hesaplarca da büyütülüyor. Gazetecilerin güvenilirliği zedelenirken, bu operasyon hesapları kendilerini daha güvenilir haber kaynağı olarak konumlandırıyor.

İzleme ve Kriz Hazırlığı

Dezenformasyon, siyasi partilerin basit bir iletişim sorunu olarak görmemesi gereken stratejik bir risktir ve buna karşı kurumsal metanet artırılmalıdır.

Dezenformasyona karşı kurumsal metaneti artırmanın ilk adımı sistematik izlemedir. Dijital ve konvansiyonel medya ortamlarını sistematik olarak izlemeyen siyasi partiler, ortaya çıkan anlatılar kamuoyunu şekillendirdikten sonra alarma geçerler. Klasik izleme araçları önemli olmakla birlikte çoğunlukla yetersiz kalır. Zira en etkili anlatıların önemli bir kısmı, medya ve sosyal medya takip araçlarının kapsama alanı dışında kalabilen, içeriğin çok az denetime tabi olduğu forumlar, sözlükler, mesajlaşma grupları ve Telegram kanalları gibi mecralarda doğar. Bu mecralarda anlatılar çoğu zaman takma adlarla hitap etme, disfemizm, hicivli yazım bozma gibi sabit kelimelerle bulmanın zor olduğu ve sürekli değişen ifadelerle dolaşır. Bunun yanı sıra bu mecraların çoğu derin ağın bir parçasıdır ve indekslemeye veya aramaya kapalıdır. Bu nedenle standart araçlarla yapılan anahtar kelime taraması yetmez. İzleme faaliyetleri anlatıların nasıl geliştiğine daha yakından ve derinlemesine bakmalıdır. Önemli olan kelimelerin kendisi değil, onları birbirine bağlayan temalar, imgeler ve duygusal çerçevelerdir.

Bilginin nasıl yayıldığını anlama becerisi de siyasi partiler için aynı derecede önemlidir. Ağ analizi, hangi hesapların bir anlatıyı büyüttüğünü, farklı toplulukların nasıl etkileşime girdiğini ve koordineli bir davranış olup olmadığını ortaya çıkarabilir. Bu tür içgörüler, bir anlatının geniş kamusal söylemi etkileme potansiyelini analiz etmeyi ve gelecekte ortaya çıkabilecek dezenformasyonları doğdukları anda tespit edip müdahale etme kapasitesi edinmeyi sağlar.

Siyasi partiler, dezenformasyonun marjinal bir anlatı olmaktan çıkıp ana akım kamusal tartışmayı şekillendiren hale dönüşmesine hazırlıklı olmalıdır. Türkiye’de muhalefet partilerinde başarılı örneğini nadiren görsek de siyasi partiler, potansiyel skandallar ve siyasi polemikler için kriz iletişim planları bulundurur. Ancak bu planlar da yeterli değildir. Partiler, tüm siyasi kampanyalarda dezenformasyon saldırılarına yönelik yapılandırılmış yanıtlar da hazırlamalıdır.

Hazırlık, dezenformasyon kampanyası başlamadan çok önce potansiyel senaryolar ile yapılır. Siyasi partilerin dezenformasyon olaylarını tanımlamak, potansiyel etkilerini değerlendirmek ve uygun yanıtı belirlemek için net iç prosedürlere ihtiyacı vardır. Her yanıltıcı iddia kamuoyu önünde yüzleşmeyi gerektirmez. Zira kendi kendine sönümlenecek bir dezenformasyona yanıt vermek, ona istemeden oksijen vererek yayılmasına neden olabilir. Bazı durumlarda ise sessizlik bir onaylama olarak yorumlanabilir. Hangi stratejinin izleneceğine karar vermek, hedeflenen kitlenin, kaynağa güven oranının ve anlatının o an bulunduğu aşamanın net bir şekilde anlaşılmasını gerektirir.

Simülasyon tatbikatları, partilerin kampanya ve iletişim ekiplerinin teşhis ve muhakeme kabiliyetlerini geliştirmelerine katkı sağlayabilir. Parti ekiplerinin anlatıyı ne kadar hızlı tespit edebileceklerini, kendi içlerinde ne hızda aksiyon alabileceklerini ve dışarıyla ne kadar hızlı ve tutarlı iletişim kurabileceklerini test etmek için yapılacak bu tatbikatlar, tespit edilmesi zor olan zayıflıkları pratik sırasında ortaya çıkarır.

Yetki ve Netleştirilmiş Sorumluluklar

Siyasi partilerin dezenformasyona karşı metaneti aynı zamanda bir yönetişim sorununun çözümüne bağlıdır. Dezenformasyonu stratejik bir risk olarak değerlendirerek başa çıkma mekanizmalarını kurumsal yapının bir parçası haline getirmek gerekir. Bu sırada sorumluluklar ve yetkiler netleştirilmelidir. Türkiye’deki siyasi partilerin birçoğunda çeşitli iletişim ve kampanya rollerinin yetki ve sorumlulukları iç içe geçmiştir. İyi tanımlanmamış roller, kriz anlarında hiç kimsenin adım atmaması veya herkesin farklı adımlar atması sonucunu doğurur. Dezenformasyona verilen yanıttaki tutarsızlıklar, dezenformasyonu daha da güçlendirebilir.

İletişim uzmanlarını, kampanya stratejistlerini, analistleri ve seçilmiş siyasi liderleri çapraz fonksiyonlu yapılarda bir araya getirmek, zaman kaybettirecek tartışmaları ortadan kaldırabilir. Açıkça belirlenmiş liderlik ve tanımlanmış sorumluluklar sayesinde ortak hareket etmek mümkün olabilir. Gördüğümüz çoğu vakada siyasi partilerin beklenen tepkiyi zamanında vermemesinin altında yatan sebep, netleştirilmemiş rollerdir.

Kaleyi Güçlendirmek: Medya Okuryazarlığı

Bilişsel yanlılıklar, özellikle kutuplaşmış ortamlarda analitik ve eleştirel düşüncenin önüne geçerek duygusal tepkileri besleyebilir. Dezenformasyon kampanyaları tam da bu zaafı sömürür. Olgular yerine korku, kızgınlık ve kimlik temelli mesajlar oluşturulur.

Siyasi partiler dış iletişimde dezenformasyonla mücadele etmeye hazırlandıkları kadar, içeride de dezenformasyondan etkilenilmemesi için çalışma yürütmelidir. Üye, gönüllü, seçmen ve destekçilerin medya okuryazarlığının güçlendirilmesi, var olan desteğin korunması için hayati önem taşır. Eleştirel düşünmeyi teşvik eden eğitim programları ve farkındalık kampanyaları kurumsal metaneti artırabilir. Özellikle kişileri dezenformasyonla karşılaşmadan önce kullanılan manipülasyonlara karşı hazırlayan ön çürütme (prebunking) çalışmaları güçlü sonular verebilir. Bu çalışmalar, partililerin dezenformasyondan etkilenmesine engel olabileceği gibi bilinçsiz yaygınlaştırıcı ve bilgi aklayıcı olmamalarını da sağlayabilir.

Bu eğitimler merkeze yakın siyaset yapan partiler için daha da hayatidir. Zira, keskin siyasi çizgilerden uzak siyaset yapan aktörlerin potansiyel söylem evreni geniştir ve söylemedikleri ama söylemeleri imkansız görülmeyen sözler kendilerine kolay yakıştırılabilir.

Bitmeyen Dezenformasyon

Yapay zekanın insan iletişimini başarılı biçimde taklit edebilmeye başlaması ve otomatikleştirilmiş sistemler, dezenformasyonun ölçeğini büyütmekle kalmıyor, birçok platformda aynı anda koordine edilebilmesini de kolaylaştırıyor. Siyasi aktörler, dezenformasyonu tamamen ortadan kaldıramayacaklarını kabul etmeli ve dezenformasyonun siyasi iletişimin konusu olduğunu anlamalıdır.

Dezenformasyondan şikâyet etmek bir dezenformasyonla mücadele yöntemi değildir. Siyasi aktörlerin, dezenformasyonla mücadele için öngörü, tespit, analiz ve strateji kabiliyetlerine yatırım yapması gerekir. Dezenformasyonla mücadeleye yapılan yatırım sadece siyasi kampanyaya yapılan bir yatırım değil, demokratik süreçleri güçlendirecek stratejik bir adımdır.

Ben Tarık Beyhan, iletişim, siyaset, insan hakları, bilişim teknolojileri ve ekonomi alanlarının kesişiminde çalışan bir danışman ve eğitmenim.